ANADOLU (Meryem Sena Öztürk 303)
Senin zevkin, sadece sana ait olduğuna inandığın bahçelerde nadide çiçeklerin açmasını bekliyor. Oysa bizim dünyamız, binlerce farklı güzellik ve değerle dolu. Eğer bir el bizi bu zenginliğe doğru çekecekse, o elin halkın içinden, emeğin içinden gelmesini isteriz. Tıpkı toprağın çetinliğini bilen o güçlü zeybeklerin yere sağlam basan ayakları gibi.
Sizler, yüzyıllar devirmiş görkemli yapıların kubbelerinde neredeyse kaybolmuş ince bir mozaik parçasının peşindesiniz. Biz ise, bir duvarda beliren zarif bir sülüs yazının sarsılmaz çizgisinde; basit ama derin anlamlar taşıyan yeşil bir çini parçasında buluruz coşkumuzu. Güzelliğin özünü gösterişte değil, sadelikte ve içtenlikte görürüz.
Sen, çiçeklerle bezeli bir sahnede uçuşan beyaz kelebeğin dansıyla duygulanırken; bizim kalbimiz, toprağa vuran bir zeybeğin dağ gibi heybetli ritmiyle yerinden oynar. Senin duygularını fırtınayı andıran orkestra sesleri tetiklerken, bizim için en dokunaklı ve anlamlı müzik, Anadolu insanının yüreğinden çıkan içten bir nefes olur.
Sen, yabancı bir şehirde bir kadın heykelini uzun uzun ve hayranlıkla incelerken; biz, ruhumuzun en büyük zevkini yazılmamış bir destan gibi önümüzde duran Anadolu’nun kendisinde ve halkında buluruz. Çünkü bizim başka bir sanata ihtiyacımız yoktur. Çünkü Anadolu’nun kendisi, bizim en büyük sanatımızdır.
Anadolu bizim için sadece bir coğrafya değildir; sabahın erken saatlerinde dumanı tüten bir çay, bahçede dalından koparılan bir meyve, kapı önünde edilen samimi bir sohbet ya da bir büyüğün anlattığı eski bir hikâyedir. Emeği, sevgiyi, içtenliği gündelik hayatın en sade anlarında buluruz. Yaylanın serinliğinde, tarladaki toprak kokusunda, köy yolunda yürüyen ayak izlerinde gizlidir bizim estetik anlayışımız.
Ve biz güzelliği uzaklarda aramayız. Bir türkünün sözlerinde, bir ağacın gölgesinde, bir çocuğun gülümsemesinde yeterince anlam ve derinlik buluruz. Çünkü gerçek olan, gösterişli değil, içten olandır. Bize göre sanat, hayatın ta kendisidir.
Yorumlar
Yorum Gönder